Eda Keskin

BARIŞ AĞACI-Eda Keskin

7/3/2007 · Kategori: EDEBIYAT YAZILARI

        

          “If we are to  have real peace, we must begin with the children.”

(Eğer gerçek barışa kavuşacaksak, işe çocuklarla başlamalıyız.)- Gandhi

 

         Masal yazma yolculuğunun başında bir genç olarak düşüncelerim Gandhi’den farklı değildi. Mayıs 2006’da “Barış Ağacı” adlı kitabım yayınlandı. “Barış Ağacı”nı yazma amacım, kişisel ideolojimi çocuklara kabul ettirmek, ‘bence’ doğru olan bir şeyi çocuklara dayatmak değildi. Dünyada savaş alanlarından Türkiye’de okullara kadar inen ve gittikçe büyüyen şiddete dur diyecek bir duyarlılık yaratmaktı, hiç olmazsa tek bir çocukta. Masallar çocukları sadece ‘uyutmak’ için midir? Neden çocukları önemsemiyoruz? İzlediği vahşet dolu film ve diziler, ona satın alınan oyuncak bir bomba,  arkadaşlarını şakacıktan öldürdüğü bir tabanca… Çok daha fazla önemsemeliyiz bugünün küçük, yarının büyük yetişkinlerini.  “Neden masal?” sorusuna vereceğim cevaplardan sadece birisidir bu. Yıllardır kendime gerçek dünyamın dışında bana ait bir hayal dünyası oluşturdum. Karakterler yaratan çocukluğum, kendime özgü gerçekliğim, hâlâ canlı içimde. Karakterlerim hayal de olsalar, her zaman yalnız bir çocuğun en yakın dostları oldular. Şimdi ise hayal dünyamı paylaştığım yeni dostluklar kuruyorum. Okuyucularım, düş dünyama davet ettiğim canım arkadaşlarım…

         Masallarımı dil özellikleri olarak ele alırsam, yalın bir anlatım oluşturduğumu söyleyebilirim. ‘Çocuksu’ biçemden kaçındım. Zorlama bir anlatım ortaya çıkmamasının sebebi, eskiden beri çocuklarla olan iletişimimde onları yetişkin olarak görmemin sonucudur sanıyorum. Düşünceme göre, çocuklar küçük birer yetişkindir ve onlarla, bireyselliklerini önemseyerek iletişime geçmek gerekir. Kavrama düzeyleri sürekli gelişme halinde olduğundan yetişkinlere özgü kavramların hepsini anlayamazlar. Bu yüzden, yazarın çocuğun yaşına uygun olarak yazması, çocukla özdeşleşebilmesi gerekir. Çocuk yanımı hep beslememin belki de hep çocuk olarak kalmamın, hayata onların gözüyle bakabilmeme yardımcı olduğunu düşünüyorum. Bir diğer önemli nokta, asla okuyucuları küçümsememek, onları yalnızca verilen mesajları alan, düşünmeyen ve yaratmayan kişiler olarak görmemek... Bu yüzden, masallarımı yazarken vermek istediğim yargıyı doğrudan vermemeye çalıştım. Okuyucumun, çeşitli durumlarda nasıl davranırsa sonucunun ne olacağı hakkında düşünmesini sağlamak istedim. Bunun, okuma ve yeniden yaratma sürecinde çocuğun iyi bir okuma alışkanlığı kazanmasında önemli olduğunu düşünüyorum. Yazarken dikkat ettiğim bir diğer konu, yabancı sözcük kullanımı. Masallarımı yazarken yabancı kökenli sözcükler yerine Türkçe kökenli sözcükler seçmeye özen gösterdim. Bireysel dil sorumluluğu açısından, sözcük seçiminin çocuk yazınında ne kadar önemli bir konu olduğunu biliyorum. Öte yandan, klasik biçemden uzak durdum, tekerleme ve bilmeceler kullanmadım. Geleneksel masal öğelerini kullanmamam, yeni karakter ve kurgu arayışı içine girmem, bence beni daha özgür kıldı ve masallarımı çocuk öyküsüne yakınlaştırdı. Sonuçta, çocuk öyküsünden tek farkı içindeki olağanüstü karakter ve olaylar olan yalın bir masal dili yakaladım. Aslında, tekerleme ve bilmeceler okulöncesi dönem çocukları için dili kullanma ve sevme açısından önemli. Çocukta bilmece ve tekerleme söyleme dürtüsü uyandırıyor, dili sevdiriyor. Masal kitabım, daha çok ilkokul çağındaki çocuklar için yazılmıştı. Daha küçük çocuklar için yazarsam tekerleme ve bilmeceler de kullanmam gerekiyor.

          Akıcı bir dille yazdığımı, çocukta merak uyandırma ve insan gerçeğini yansıtma konusunda başarılı olduğumu düşünüyorum. Başarısız olduğum alanlara gelince…  Bazı masallarda mesajı çok açık vererek didaktik bir yapının oluşmasına sebep olduğumu fark ettim. Oysa okuyucularımın kafasında sadece bir ‘soru işareti’ bırakmaktan öteye gitmemeliydim. Yine de, çocuk edebiyatı yolculuğunun henüz çok başında birisi olarak, eksiklerimi zamanla tamamlayacağım kanısındayım.

          Ülkemizde çocuk yazınının gelişimi ve günümüzde bu konuda en büyük problem olan “100 Temel Eser” uygulamasından bahsetmek istiyorum. Ülkemizde çocuk yazını konusunda yaptığım araştırmalara göre, 1979’da “Dünya Çocuk Kitapları Yılı” ilan edilmesiyle birçok yazar bu konuda yazmaya yöneldi, duyulmamış birçok yabancı yazar dilimize çevrildi. Çocuk yazını ülkemizde son 25 senede gelişmiş, çok yeni bir alan. Daha önceki çalışmalar genellikle uyarlama ve çeviri. Yazarların ve gençlerin çocuk yazınına ilgi göstermeleri gerektiğini, dar olan ama son yıllardaki gelişmeyle umut veren çocuk yazınının ilgiyle desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. MEB’nın “100 Temel Eser”uygulaması ise, çocuk yazınında çalışmalarına yeni başlayan genç bir yazar olarak beni düşündürüyor. Ölmeden, MEB’nın deyimiyle bir ‘polemiğe’ yol açacağı görüşüyle yaşayan yazarların kitaplarına listelerde yer verilmedi. Bu durum, birçok dil bilimci tarafından “gelişen çocuk yazınına darbe” olarak kabul edilirken, çoğu yazar da dönemin sosyal şartlarına göre yazılmış kitapların bugünün çocuklarına tam anlamıyla seslenemeyeceği görüşünde… Çocuk yazınında da birçok eseri bulunan usta şair Fazıl Hüsnü Dağlarca: “MEB, listesine yaşayan bir tek yazarı bile eklemediğine göre, yaşayanları yazar olarak kabul etmiyor demektir. Bu da bir kasıt bulunduğunu gösterir. Sanıyorum güdülen amaç çocuklarımızı çağdaş yazarlardan yoksun bırakmaktır.”diyerek bu konudaki görüşünü bildirdi. ‘Çocuk’ yazını üzerinde uzun yıllar çalışan ama MEB tarafından ‘çocuk’lara tavsiye edilmeye layık bile görülmeyen sayısız yazarımız var. Yıllar süren emeğine ve çalışmalarına rağmen sırf ‘yaşadığı’ için ölene kadar  ‘yazar’ olarak kabul edilmeyeceğini bildiği bir alanda, gençler neden yazmaya başlasın? Bu, bir yazın dalının geleceğini kurutmaktan başka nedir? Çocuk yazınına emek vermeye başlayan genç bir yazar olarak ben de, kalemimizin önünü tıkayan ve yeni filizlenen çağdaş çocuk yazınının yoksullaşmasına sebep olacak böyle bir uygulamayı kınıyorum!.. Umarım, kurumlar yaptıkları hataların farkına varırlar. Yazarların ve özellikle yazmaya yeni başlayan gençlerin çocuk yazınına teşvik edilmesi ve çalışmalarının desteklenmesi gerekirken, zaten dar olan bir yazın dalının bu tip yanlış uygulamalarla daha da yoksullaştırılması benim için kabul edilemeyecek ve karşısında sessiz kalınamayacak bir hata.  Dileğim, bu hataların en kısa zamanda düzeltilmesi… Ölmeden değeri bilinmesi gereken tüm yazarlara ve değerli yapıtlarına sevgi ve saygılarımla…

 

Eda Keskin

 

Lacivert Dergisi, Çocuk Edebiyatı Dosyası, Eylül-Ekim 2006, Yıl 2, Sayı 11 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »