Eda Keskin

BURASI TÜRKİYE Mİ HEMŞERİM?

6/1/2007 · Kategori: TURKCE

BURASI TÜRKİYE Mİ HEMŞERİM?

 

 

Kaçınız yolda yürürken, hele ki güzide tatil mekanlarımızda, her yerde yabancı tabelalar görüp de anlayamadınız? Türkiye Cumhuriyeti sokaklarında kahvelerin cafe, eczanelerin pheurmacy, bakkalların market olması yetmiyormuş gibi; hepsi de cicili bicili özenerek seçilmiş kulağa hoş gelen yabancı kelimeleri okumaya çalışmaktan bezmediniz mi? Böyle mekanların müşterisi daha çok mu oluyor ne, artık günümüzde bunlara çok rastlıyoruz. Yeni açılacak bir “cafe”nin sahibi düşünüyor: “Acaba buranın adını Fransızca mı koysam yoksa İngilizce mi koyup “trend”i takip etsem??”

 

Dil bilincine sahip bazı kişiler dışında çoğumuz bunları önemsemedik belki…Tatil mekanlarındaki tabelaları turizme “hizmet”, cicili bicili “cool” isimleri ise modaya saydık gitti…

 

Ne kadar zamandan beri Türkiye’de yeni açılan dükkanlara ve eğlence yerlerine yabancı isim konuluyor, hiç düşündünüz mü? Hızla başlayan ve kültürümüzü bizden çalıp götüren ve vatandaşın kendi ülkesinde anlamadığı kelimeler içinde şaşıp kalmasına yol açan bu eziyet ne zaman başladı? Türkçemize hizmet veren duyarlı kalemler bunun çok önceleri başlamış olduğunu söylüyorlar bize. Okuduklarımıza göre 1960’larda dildeki yabancı özentisi devlet dairelerinde de varmış. Agah Sırrı Levend’in bir yazısı var ki, taa Aralık 1965’te yazılmış, şöyle yazmış dil bilimcimiz:

 

“Hangi resmi daireye veya özel bir teşebbüs yerine girseniz, karşınıza hemen “enformasyon” yazılı bir levha çıkar. Bazı dairelerde bu kelimenin altında “danışma” kelimesinin yer aldığı da görülür.”Enformasyon” eğer yabancılar için bir uyarma ise, o daireye giren yabancı bu levha olmasa da, o bölümün bu işe ayrıldığını hemen anlar. Eğer halk için ise, yalnız “danışma” levhası yeter.

 

Dahası var: Gün geçmiyor ki resmi binaların kapıları üstünde tuhaf daire ve müdürlük adlarına rastlamış olmayalım:

 

Marketing Şubesi

Aktüerya Müd.

Konjonktür Dairesi

Lojistik Dairesi

Enfrastrüktür Dairesi”[1]

 

“Balık baştan kokar.”

 

Ne güzel söylemiş Agah Bey, sanki enformasyon yazılmasaydı yabancılar anlayamayacaktı. Peki eczanelerin üzerine pheurmacy, ya da lokantaların üstüne restaurant yazılmasaydı; kahvelerin adına cafe denilmeseydi, zavallı turistlerimiz buraların ne olduğunu nasıl anlayacaklardı? Biz millet olarak anlamasak da olur, yeter ki onlar anlayabilsinler(!) Ne de olsa biz konuksever bir millet değil miyiz?

 

Biz de alıştık zamanla zaten, bu yabancı kelimelere… Sokakta yürüyüp de bir şey anlamak için birkaç dil bilmek gerekiyordu. İngilizce bilmeyen işe alınmaz oldu. Dil bilmeyenlere “cahil” denildi. Peki biz yabancı dil bilip de Türkçeyi  bilmeyenlere ya da unutanlara ne diyeceğiz şimdi? Konuşurken iki lafı bir araya getiremeyenler mi dersin, yazarken ş nin sh olduğunu düşünenler mi… Türkiye”de “cahil” kime deniyordu kardeşim?

 

Hızlı bir şekilde cahilleşmemizin sebebi, Türkçe isimler yerine sürekli yabancı kelimeler tercih etmemiz, bizim kendimizi diğer milletlerden aşağı görmemiz değil de nedir? 1973 senesinde bile, eğlence yerleri tabelaları yabancı isimli; harika reklam yaptıklarını zanneden kişilerce gökdelenlerden duyuruluyor. Bakınız sevgili Ömer Asım Aksoy bu konuda neler yazmış:”Ankara’daki Gökdelen’in Güven Parkı’na bakan yüzüne, bir kaç yüz metre uzaktan okunacak kadar büyük harflerle yazılmış olan ve günlerden beri radyoda duyurulan , televizyonda duyurulan, televizyonda gösterilen bir CASINO D’ANKARA reklamı var.Diyelim ki “gazino” şimdilik dilimizde kalacak. Yeni açtığı gazinonun adını Ankara Gazinosu koymak isteyen kimse, neden bunun Fransızcasını yeğler? Hem de “gazino” sözcüğünü dilimizde bilinen biçimiyle değil, Fransızca aslında olduğu gibi “C” harfiyle başlatarak.”[2]

 

1973 senesinde Türkçe olmayan işyeri adlarının yasaklanmasına dair yasa, tüzük, yönetmelik çıkarılması gerektiğini bildiren Ömer Asım Aksoy, acaba bugün Türkiye sokaklarında dolaşsa neler düşünürdü? Düşünmeden edemiyorum… Peki kim onun yazılarını okuyıp da dile sahip çıkan yasa ve yönetmeliklerin çıkarılması konusunda ciddi bir duruş ve çaba gösterdi? 1965’te Agah Sırrı Levend’in 1973’te Ömer Asım Aksoy’un üzerinde durduğu ve uyarıda bulunduğu bu konularda kaç kişi duyarlı davrandı? Yabancı özenticiliğini gençliğe mal etmek,  Türkçe bilmeyen gençliği her şeyden sorumlu tutmak ne kadar doğrudur?

 

Bugün şehirlerin komik tabelalar ile dolan sokaklarında dolaşmak zorunda kalıyorsak, bu geçmişten günümüze de halledilmeden gelen bir sorunun sonuçlarıdır. Bu problemin üstesinden gelmek yaşlısı ve genci ile hepimizin boyun borcudur… Türkçemize sahip çıkalım…

 

Eda Keskin

Şubat 2006

 

Kaynakça:

 

[1] Agah Sırrı Levend, Dil Üstüne, TDK Yayınları,1973

[2] Ömer Asım Aksoy, Özleştirme Durdurulamaz, Dil Derneği Yayınları, 2004

 

Eda Keskin

 

Dil İm Dergisi, Sayı 1, Bahar 2006

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »