Eda Keskin

SUYUN ALTINDA

14/12/2006 · Kategori: MASALLARIM

(İbrahim Göğer)

 

SUYUN ALTINDA YAŞAM 

Merhabalar arkadaşım. Benim adım Miniko. Ben bir balığım. Ben ve ailem işte bu gölde yaşıyoruz. Biz kardeşler her sabah annemizin peşinde yem bulmak için gölde dolaşırız. Bulduğumuz bitkilerden yeriz karnımızı doyururuz. Annem solucan yememizi yasakladı bize. İnsan denilen büyük  canavarlar yaşarmış kıyıda. Onlar balıkları solucanla kandırır, demişti annem. Bir de kareli ipler görürsen, kaç. Onlar bizi yakalamak için üretilmiş, hemen balığı havaya çekiverirlermiş. Adlarına da ağ denirmiş. Bizi yakalayıp yerlermiş insanlar. Bazıları insaflı olurmuş yakalayınca öldürürlermiş. Bazıları da susuz yerde saatlerce kıvrandırırmış. Sıcak mevsimde suyun yüzeyine çıktığımızda ben de görmüştüm o insan denilen canavarlardan. Kaya oyuğu gibi bir tahtanın üstünde yüzüyorlardı. Onlara kayık denir demişti annem o zaman. 

Gün geçtikçe insanlar ve denizdeki diğer tehlikeler normal geldi bana. Ama şimdi sana yumurtamdan çıktığımdan beri başıma gelen en ilginç olayı anlatacağım. Beni iyi dinle. İki mevsim önceydi. Havalar daha çok soğuktu o zamanlar. Ben annem ve kardeşlerim suyun yüzeyine çok fazla yaklaşamıyorduk. Suyumuz gün geçtikçe bulanıyordu. Biz ise bunun neden kaynaklandığını bulamıyorduk. Böyle devam ederse havasız kalıp öleceğiz demişti annem. Sudaki oksijen de giderek azalıyordu. Suyun kokusu kötüleşmiş, rengi koyulaşmıştı. Etrafta çok fazla yosun üremişti.  Annem havasızlığın bundan olduğunu söylemişti. Buna ne yapıp etmeli bir çare bulmalıydık.  

Bunun böyle gitmeyeceğini anlayan balıklar topluluğundan bir haber geldi. Başkan Balık Büyüko tüm balıkları toplantıya çağırıyordu. Vakit insanların bizi bulamayacağı gece yarısından sonraydı. Büyük kovuk’ta. Tüm balıklar o gün orada toplandık. İlk defa bir balık toplantısı görüyordum. Etraf çok kalabalıktı. Kuyruğunu kıpırdatacak yer yoktu. Bir süre sonra tüm kuyruk sesleri kesildi. Büyüko ortada havada yüzüyordu. Öne doğru eğilerek yüzgecini havaya kaldıran Büyüko böylece selam verdi: 

-Sevgili balık topluluğu, bugün burada toplandık. Çünkü sayımız azalmaya başladı. Kayıplar fazlalaştı. Bunun sebebi insanların avı da değil, suyumuz her gün gittikçe daha çok bulanıyor.  

-Bir çare bulmalıyız, dedi Büyüko. Yoksa kısa zaman sonra hepimiz havasızlıktan ya da zehirlenerek öleceğiz. 

-Evett…, diye bağırdı tüm balıklar bir ağızdan. 

-İnsanlar, dedi Büyüko. Piknik yapıp çöplerini gölün kıyısına döküyorlar. Kadın insanlar kıyıda çamaşır yıkıyor, suyumuz kimyasalla dolu. Kıyıdaki evlerin atıksuyu gölümüz suyuna veriliyor. 

-Kıyıda lokantalar var, diye devam etti Büyüko. Katı ve sıvı tüm atıklarını göle döküyorlar. 

-Üstelik, diye devam etti Büyüko.  Aldığım bilgiye göre gölü besleyen sular yer altı suları…. 

-Evet, ne olmuş yer altı sularına, diye atıldı birkaç meraklı ve sabırsız balık.. 

-Sabırlı olun, konuşuyorum diye azarladı onları Büyüko, yer altı suları da zehirlenmiş. Çiftçiler verimli olsun diye topraklarına böcek ilacı kullanıyor. Bu zehirlerin doğada yok edilmesi imkansız. Hepsi Kalıcı. Adlarına PCB diyorlar. Bu zehirler okyanusa karışsaydı dünyanın öbür ucundaki arkadaşlarımızın mdesinde bulunabilirmiş. Yok olmuyormuş. 

-Olamaz, diye inledi birkaç balık. 

-Ne yazık ki diye devam etti Büyüko. Üzgünüm ki doğru…Bu yok edilemeyen ilaçlardan çevre köyler de kullanıyor. Birkaç arkadaşımızın ölümünün sebebi bu. Doktor Balık midelerinde bu ilaçlardan buldu.

Suyun kirliliğinin sebebi işte bunlar ama sadece bunlar değil. Çok fazla yosun ürüyor. Yosunlar suyun oksijenini kullanıyor. Neden bu kadar çabuk çoğaldıklarını bilmiyoruz. Eskiden bize yararlıydılar. Gündüz suya oksijen verirlerdi, daha iyi nefes alırdık. Ama sayıları çok olunca oksijeni tüketmeye başladılar. Yakında  havasızlıktan öleceğiz. Belki Bilgin Balık biliyordur neden çok ürediklerini. 

Tüm başlar köşede yüzden çok büyük ve rengi mat ihtiyar balığa döndü. Bu Bilgin Balık olmalı diye düşündüm. Bilgin Balık iki kulaç yukarı yüzdü, öne eğilerek kulacını kaldırdı ve selam verdi: 

-Saygıdeğer balık topluluğu. Sanırım biliyorum neden çok ürediklerini. Bir yaprak kitabında okuduğuma göre suda azot ve fosfor maddeleri çok varsa yosunlar çok ürüyormuş ve suyun oksijenini tüketiyorlarmış. 

-Teşekkürler Bilgin Balık, dedi Büyüko. Peki biz ne yapabiliriz şimdi? 

-Benim bir fikrim var, diye öne atıldı zekice bir balık. Belki de suyun kirlendiğin insanlara göstermeliyiz. Belki o zaman bilgili olanlar bir arıtma tesisi kurarlar göle. Biz de kurtulmuş oluruz. 

-Nasıl yapacağız, dedi Büyüko. İnsanlar bizim dilimizi anlamaz ki. Biz de onlarınkini. Üstelik şimdiye kadar hep bizi öldürmeye çalıştılar. Bize yardım etmek isterler mi? 

-Su zehirlenince onlar da bu suyu kullanamayacak. Suyun yaşanmayacak kadar kirli  olduğunu onlara göstermeliyiz. 

-Tamam, fikri veren bendim. Cevabı basit. Bir gün sabah hepimiz suyun yüzüne yatıp ölü taklidi yapacağız. Bunu gören insanlar panik olacak. 

-Ya bizi hemen toplayıp yerlerse, diye atladı birkaç telaşlı balık. Ne kadar tehlikeli iş diye mırıldanmaya devam ettiler. 

-İnsanlar ölü balık yemezler dedi Büyüko. Zehirlenmekten korkarlar. Bence iyi bir fikir, teşekkür ederiz. 

Fikri veren zeki balık Büyüko’ya selam verdi ve gülümsedi. 

-Öyleyse dedi Büyüko. Yarın sabah toplanıp planımızı uyguluyoruz. 

Ertesi sabah hepimiz yine Büyük Kovukta toplandık. Büyüko’nun talimatıyla yüzeye doğru yüzdük. Orada suyun üstünde yatıp ölü taklidi yaptık. Neredeyse bütün gölün yüzeyi balıklarla kaplanmıştı. Yan yana yapışık şekilde duran balıklardan su gözükmüyordu. Göl sanki balık derisinden bir elbise giymişti. Bir gün geçti, iki gün geçti. Soğuktan her yanımız uyuşmuştu. Eve dönmek için Büyüko’nun talimatını bekliyorduk. Sonunda Tüm kıyıda insanlar birikmeye başladı. Ellerinde ışık çıkaran ve patlayan aletler vardı. Daha sonra bunların resim çekmek için kullanılan fotoğraf makinesi denilen aletler olduğunu anlatacaktı annem bana. Gece olmuştu. Yanımdaki balık: 

-Evimize dönebilirmişiz, diye müjde verdi ve doğrularak suya dalıverdi. Ben, kardeşlerim ve annem de hemen arkasından suya daldık. 

Bir ay boyunca kıyı sürekli insanlarla doldu taştı. Sanırım sesimizi duyurmayı başarabilmiştik. İnsanların bazıları sudan örnekler aldılar. Sonra bazı insanlar geri döndü. Suya bir makine yerleştirdiler. Büyüko bir dahaki toplantıda bunun fazla azot ve fosforu alan bir makine olduğunu anlattı. Yosunların üremesi böylece duracaktı. Fazla yosunları da sudan temizlemişlerdi. Bazı diğer aletleri de getirmişlerdi ve bunlar suyu temizliyorlardı sanırım. Çünkü su artık daha temizdi. Daha az kötü kokuyordu daha berraktı. Bunun bir arıtma tesisi olduğunu sonraki toplantıda Büyüko’dan öğrendim. Büyüko o toplantıda: 

-Bu arıtma tesisi şimdilik suyumuzu temizliyor. Peki insanlar kirletmeyi nasıl bırakacaklar? deyip iç geçirmişti… 

Haklıydı…İnsanlar doğayı kirletmeyi bir gün bırakabilecek miydi? 


 

Eda Keskin 


 

Lacivert Dergisi, Mayıs-Haziran 2006, Sayı 9 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

Yazan:isimsiz | Tarih: 2008-03-24 16:21:31
Konu: sizi bir tanıdığıma benzetmem

annenizin adı nedir

Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »